15 Kasım 2014 Cumartesi

Şerefinize

Hadi oturup iki kadeh içkimizi yudumlayalim bu gece... sonuçta cumartesi gecesi bu gece cepte de en kotu 2 bira içecek kadar paramiz olsa da yeter sohbetin belini kiracagimiz 2 de dostumuzla bizden krali yok şu hayatta aç alttan da sezen ablanin güzellerini beraber sovelim gelmisine geçmişine İstanbul'un ama kızmış sezen abla diyor ki ben senin hayatından gittim oğlum...
Bazen böyle geceler yarıyor insana kendine getiriyor karşında güzel de bir manzaran varsa eğer dalabiliyor hülyalara rahatlıkla... Hülyalarda mutluluğu yakalıyor en azından derken giriyor araya cem karaca 'sen de başını alıp gitme' diyor o an uçuyor gidiyor hayallerin bir köşeye eskilerin aklına gelir dibindeki telefon yüzüne çarpar ama serde erkeklik var arayamazsin o da bekliyor biliyorsun ufacık bir aloyu ama bazen arkada bırakmak gerektiğinden masanin en uzağına koyarsin sana onu hatırlatan şarkıları söyleyen ve onun sesini sana getiren kutuyu
Neyse demem o ki cheers nazdrovya sante Şerefinize -Savaşmasiviş

6 Kasım 2014 Perşembe

'Ne diyoduk...'

'Yalnız kendime inkarım,sadece benden kaçarım' mühteviyata gelince,mevzunun sadece 2 iyelik ekindeki değişiklik olmadığı muhakkak.'Dur be bilader,biz ne güne duruyoz,nası kaçarsın,nereye?'
der değerli bikaç adam.ama anahtarı 3.kez çevirip eve adımını attığın an öyle bi çember içine alır ki
seni,kaybolursun.Yoksuldur odan işte memleket gibi.Devamını getiresin gelir,'hoşgeldin kadınım,hoşgeldin' diye.Ee sonra? Sonrası acı bi tebessüm.Adını koyamadığın biriyle karanlık bi bağ oluşur zamanla aranda.Hoşuna bile gider başlarda,arkadaşlığınız ilerledikçe 'ulan bugün 'o' da gelse ya odamıza? diye sorduğunda cevap alamazsın,velhasıl şah çekmeye başlamıştır artık sana.
Ha önünü alamaz mısın? Pek tabi birgün anahtarı vericektir başka birilerine.Mevzu güçlü kalmakta.Etrafına bi bak.Mutlular falan?Sen yine paylaş mutluluklarını.Hürriyet gibi aydınlık
olucak o oda,sen güven Nazım abine..Bu arada,özlemişiz be.Hadi eyvallah.
                                                                                                                  bedbahtjinekolog

30 Ağustos 2014 Cumartesi

The Dumuration

İşten çıkmış, uykusuz ve ay kadar yorgun kendimi ilk gördüğüm banka atmış duruyorum boş boş. Yanıma 5-6 yaşlarında esmer bir çocuk geldi. Elinde mendil vardı sanırım ama yüzünde o kadar çok şey vardı ki. Çocuk yani. Yeni yeni.

 Hayatımdaki en dumur olduğum anlardan birini yaşattı bu çocuk bana:


-Abi bi mendil alır mısın?
...
-Abi?
-Alırım almasına da, napıcan sen bu parayı, kime vericen?
-Sen neden yaşıyon abi veya biz neden yaşıyoz, o zaman?
...
-Mendil alcan mı?

Sonuç olarak çocuğa cebimdeki tek kağıt parayı (5tl) verdim gitti. Bir çocuk nasıl çat diye öyle bir soru sorar hala düşünmekteyim.
Yemişim betimlemeleride metaforlarıda, bu dialog üzerine kitap yazılır anasını satıyım. O da boş olur. Hayat gibi.

"o zaman?"

diptenyüzenadam

24 Ağustos 2014 Pazar

yazdım oldu

insan var gerçekten sevdiğimiz insan var mecburiyetten sevdiğimiz insan var nefret ettiğimiz hatta ne insanlar var seviyormuş gibi gözüktüğümüz...

"insan dostlarını seçer akrabasını seçemez ama dostu kalmadığında etrafında dayancak akrabası hep olur" derdi dayım haksız da değildir sanırım bayram günleri tüm sülalenin toplaştığı uzun kahvaltı masaları kurulur bizde akşamına kadar da kadınlar evde oturur mantı açar akşam daha da uzunu olan masalar açılır. en çok da o günler seviyorsun akrabalarını sen oturmuşsun en köşesinde masanın bi ufak tabureye zebellah gibi iki kişi arasında ama mutlusun lan... dışarda, sosyal ortamda olsa asla samimi olmayacağın kuzenlerle her hafta batak masasına oturuyorsun "ulan ben bu adamla normalde selamlaşmam ama akrabamdır çekerim sineme " diyip anlayışlı oluyorsun sen kadın ruhundan bahsederken o "ulan taksimde bir şortlular* geçiyor sikimi kaldırıp peşinden koşup bağrasım geliyor 'yağladım bekliyorum' diye " diye anlatıyor ah be kuzen... bi de sosyal ortamın da kabul görmüş ama senin asla ısınamadığın tipler yok mu  en beteri de onlar "belki bu adama karşı cephe alsam ben yargılancam" korkusu var insanın içinde eee bu durumda sen napıyosun " heyt be adamın dibi" gibi selamlar veriyorsun belki iki yüzlü dersin bana belki "haklısın ben de yapıyorum" dersin o senin bileceğim iş be okuyucu

niye yazdım bunları cidden ben de bilmiyorum ama inan insan bu insanlar bütünü arasında mutlu olabilmek için bazen gerçekten sevdiği "KAFA" insanlar arıyor yanına onlar da oldu mu çevresinde tamamım ben diyor

*: Şortlu Kız ve Bakkalın Önündeki Amcanın Hazin Hikayesi

~savaşmasiviş

21 Ağustos 2014 Perşembe

çünkü ben böyle bir adamım

bir gün, kenarları göçmüş bi kaldırım köşesinde aynı istikametin dolmuşlarını bekliyorken karşılaşacağız veyahutta oruç tutmadığımız halde üsküdar'da bi iftar çadırının uzun kuyruğunda..
içim içime sığmasa da dikkatini çekmeye çabalamayacağım.
çünkü ben böyle bi adamım.
yine tesadüfler kavuşturacak bizi. sen hep konuşucaksın hayatsa yanımızdan akıp gidecek.
içim sızlıycak seni göremediğim vakit. sana tutulduğumu bi gün bile söyleyemiycem bide. kurduğumuz ilk rakı sofrasında diyebilecem diyemediklerimi.
sonra sevicez birbirimizi. "bazı anlar vardır" diyecem sana dördüncü dublemi doldururken, "bazı anlar vardır, bir defasına mahsus yaşanacak anlar, bir daha aynı şartların sağlanamayacağı anlar" diyecem.
ve ben sahip olduğumuz anlardan birinde ortadan kaybolacam. o anları düşünmeden. boğulmaktan korkarak. bi telefon bile etmeyecem sana.
çünkü ben böyle bi adamım.
tüm telefon rehberim ana bacı söverken, ben ücra bi meyhanenin en ufak masasına oturacam. "sen kimseyi sevemezsin, sevmeyeceksin" diyecek zeki müren. vasıfsız kederler yaşayacam mütemadiyen.
çünkü ben böyle bi adamım
...
Mutluluklar kısa sürer derler. saatler geçmek bilmez ondan sonra da. geriye yanmış genzin kalır bir de düğüm düğüm boğazın. ama ağlayamıycam hiç. zannedersem benim lanetim de bu.

mınakoprensliği

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Şanssız Sperm

'Evreşe yolları dar' türküsünün ritmini yakalamaya çalışırken buldum kendimi.Tam duayen davulcu triplerine girmişken Pederbey in joystick i kafama fırlatmasıyla özüme döndüm,o kendime hep yakıştırdığım dota nickname'i olan 'ŞanssızSperm'dim artık.Zor geldi başta,'Cefer kendine gel b'olm' diyecekken,James Rodriguez i henüz Real e almadığım için bi ton zılgıt yedim başçavuştan.Sonra görüp görebileceğim en patavatsız biladerle salıncakta sallandık,hoyrattı gülüşlerimiz.Uzaktan 'doğduğun gecenin mehtabını sikeyim' diyen Aliço adlı 5 yaşındaki bebeye şunu sorduk:'Gökdelenlerden dünyaya tükürünce ne bok geçti eline?'.Güldü pezevenk,sevimliydi de.Salıncağa davet ettik,şömineli evinden Berksu dedesi çağırınca,emperyalist düzene birini daha kaybetmemize ramak kaldı.Patavatsız pezevengin 'metalciler de deli sevişiyodur ha' demesiyle tarumar oldu herşey,kaybettik küçük Berksuyu.Totti.Bre mınakoydumunun,müziğe karşı olan bu postmodern bakış açını 3 saniye daha tutamadın mı? Ha bu arada zerre kadar sevmem Kıristofır kolomb u,ondan katlanırım bu patavat yoksununa.Kumandayı alıp rüyada bikaç değişiklik yapmak istedim,'siktir et lan ' dedi zap yapmak üzere olduğum rüya.Nasihat vericek bi hali vardı,uzaklaştım.Camel lazımdı yedi düvelini siktiğim bünyesine.Ha o küçük eleman mı? Gelir mi ki lan yarın salıncağa? Mualla,şu kumandanın kırmızı düğmesine bassana,rakı ver bi de masaya.hadi.
                                                                                                 
                                                                                                                bedbahtjinekolog

vidanjör rıfkı *

Rüyalarında çay içtiğini gören adamın hikayesi, ekşi şarap içen ve sigarası biten adamın hikayesi. Popüler kültüre ayar olup, popüler kültürün kimi nimetlerinden hoşlanan zat. vidanjör rıfkı
"vidanjör kere siksinler evveliyatınızı, beni salih diye çağır, bana bekir diye seslen ne bileyim fahrettin de rıfkı deme" diye isyan eder mütemadiyen. vidanjöre lafı yok onu artık kabullenmiş. ama rıfkı dedin mi evvela  sol şahadet parmağı titrer sonra el kol titrer en son vidanjör taşı toprağı sikecek vaziyette dolanır etrafta. pederin sülaleye ayar, ondandır hep freni boşalan dolmuşsal kafalara girmesi. 
rakıya parayı denk getiremediğinden geliyor bu şarap aşkı. yoksa bi büyüğü bassan masaya, ekmek banarak yutucak mendebur.
mendebur dediğime bakma, severim aslında vidanjör'ü. cebinde das kapitalin enaz bir cildi olmadan adım atmaz fakirhanesinden dışarı.
vakti zamanında meslek lisesinin kapısında yediğim dayaktan da o kurtarmıştı beni. ülkücü lavuklar sağlam bi almıştı kabamızı. vidanjör veletleri tuttuğu gibi sallamıştı parkın girişindeki büyük çeşmelerin giderine. o gün bu gündür devrim türkülerini kulağımıza çağırarak kollar arkamızı.
her ayın ilk pazarı üstünü başını paklamak yerine haftada bir temizliğine kafa yorsa vidanjör demiycez herife. vidanjör gibi koksa da severim ama, orijinal adamdır.
günler kendini yineledikçe vidanjör usanmadan, monoton düzenine çomak sokmadan yaşardı. sabah uyanıp mahallenin kahvesine takılır," bu" der "karl marx", "bu benim dedem" eşli batak oynayan oraletçi dayıların yanındaki ufak iskemleye büzüşmeden evvel. sonra bi hışımla sıçrar oturduğu yerden  "daha da bu kahveye adım atmam, buram buram faşizm kokuyor anasını satıyım" diyip, kahvenin çıngıraklı kapısını çarpardı. 
günlük düzeninden sapmamak için, caminin solundaki oto sanayide, envai çeşit otokaportacıya kendini misafir ettirir, bi bardak çay ardından bi şekersiz kivi patlatmadan, takriben bibuçuk saat tüten uzun samsun'dan üflediği masmavi dumanların oto sanayide koşuşunu izlemeden, seyyar pilavcıdan pilav üstü kurusunu ısmarlamaya gönlü razı gelmezdi.

...


mınakoprensliği